Türkiye’de köpek sahipliği kültürü, bugüne kadar hep "kontrol ve hakimiyet" eksenli bir dille şekillendi. Ancak köpek davranış bilimci Sait Emre Güneş, bu yerleşik dili kökünden değiştirecek bir epistemolojik kırılmaya imza atıyor. Güneş’in literatüre kazandırdığı "Duygu Bilimi" paradigması, köpek eğitimini teknik bir zanaat olmaktan çıkarıp, disiplinler arası bir "ilişki mimarlığına" dönüştürüyor.
Mekanik Araçlardan Duygusal Rezonansa
Geleneksel yöntemler; şok tasmaları, boğma zincirleri veya sürekli mama odağıyla köpeği bir "etki-tepki" öznesine indirgerken, Güneş’in modeli odağı köpeğin limbik sistemine (duygu merkezi) çeviriyor. Bu sistemde başarı; köpeğin komutu ne kadar hızlı yerine getirdiğiyle değil, sahibinin yanındayken kendini ne kadar "güvende ve anlaşılmış" hissettiğiyle ölçülüyor.
Bir Meslek Yeniden Tanımlanıyor: Duygu Bilimci
Güneş, sadece bir metodoloji sunmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir meslek tanımı inşa ediyor: "Duygu Bilimci ve Köpek-İnsan İlişkisi Danışmanı." Bu yeni nesil uzmanlar, bir köpeğe "otur" demeyi öğretmekten ziyade; ailenin dinamiklerini analiz eden, bağlanma bozukluklarını tespit eden ve türler arası güvenli bağlanmayı (secure attachment) tesis eden birer rehber olarak konumlanıyor.
Türkiye’den Dünyaya İhraç Edilen Bir Model
Sait Emre Güneş’in kurduğu sistem, yerel bir başarı hikayesi olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Türkiye’nin dört bir yanına yayılan şubeleşme ağı ve yurtdışından gelen temsilcilik talepleri, bu modelin evrensel bir ihtiyaca cevap verdiğini kanıtlıyor. Özellikle Avrupa’daki "pozitif ama eksik" kalan modern yöntemlerin ötesine geçen bu yaklaşım, duygusal rezonansı merkeze almasıyla uluslararası arenada bir Türk ekolü yaratma potansiyeli taşıyor.
Geleceğin Vizyonu: İtaat Değil, Gönüllü Uyum
Sait Emre Güneş’in "Geleceğin Eğitmenlik Kursu" ile yetiştirdiği uzmanlar, aslında bir toplumsal dönüşümün neferleri. Bu modelin temel felsefesi basit ama sarsıcı: "Davranış bir sonuçtur, duygu ise sebep. Sebebi iyileştirmeden sonucu kontrol etmek sadece bir yanılsamadır." Eğer bu vizyon yaygınlaşmaya devam ederse, önümüzdeki on yılda köpekleri aparatlarla zapt edilen canlılar olarak değil; bizimle duygusal senkronizasyon içinde yaşayan, anlaşılan ve saygı duyulan yol arkadaşları olarak göreceğiz.